İçindekiler:

15 Aralık 2025
Sayı: KB 2025/15

Zorlu bir mücadele yılına hazırlanalım!
Saray-Şimşek sefalet bütçesi
Hanedanlık, çöküş korkusu ve histeri
Mehmet Uçum'un "sol tartışması".
"Sosyalizm Yeniden" konferansı üzerine.
Rejimin "suça teşvik" politikası
Erdoğan-Zelenski buluşması sönük geçti
Tutuklanan öğrenciler serbest bırakılsın!
Vahşi kapitalizmin kâr hırsı ve doğa talanı
Asgari ücret açıklamaları ve eylemleri
İşten atmalar yasaklansın!
Anarşizmi yeniden keşfetmek!
Direniş destanı: Birinci İntifada
Cihatçı terör kıskacında Suriye
AB'nin "barış" zirvesi.
"Ulusal Güvenlik Stratejisi" belgesi
ABD'nin yayılmacı hamlesi
G20 Zirvesi'nden yansıyanlar
Basel'de Ekim Devrimi ve parti etkinliği
İEKK Türkiye Meclisi sonuçları
Kadınlar mücadeleyi büyütüyor.
19 Aralık direnişi 25. yılında!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

19 Aralık direnişi 25. yılında!

 

19-22 Aralık 2000 tarihine ilişkin iki şeyi hatırlıyorum: Birincisi katliam. 20 hapishaneye sabah 5 gibi saldırı başlatıldı. Açık bir şekilde katliama geldikleri halde alay eder gibi, küstahça vahşetin adını “Hayata dönüş operasyonu” koydular. Güya biz ölüm orucuna gidenleri hayata döndüreceklermiş. Öncelikle, ölüm orucuna ölmek için girmedik. Talebimiz netti: F tipi hapishanelerinin açılmaması! Bu talep eyleme başladığımız ilk gün kabul edilse, aynı anda eylemi sonlandırırdık. Zaten hücre saldırısı olmasaydı böyle bir eyleme gerek olmayacaktı.

Biz sadece ölümü göze alarak başladığımız için, eyleme ölüm orucu diyoruz. Yoksa ölmek gibi bir hedefimiz yok. Tam tersine, yaşayıp mücadele etmek istiyorduk. Zira hücre saldırısı ile bir “manevi ölüm” dayatılıyordu. Yani sermaye devletinin halkı aldatmak için uydurduğu “hayata dönüş” ismi, içerik olarak da doğru değil. Hepimizin yüzü hayata, üstelik eşit, özgür baskı ve sömürünün olmadığı bir hayata dönüktü zaten. 

Saldırının hedefi açıkça vahşi bir katliam yapmaktı. Tüm hazırlıklar buna göre yapılmıştı. Bunun en net göstergesi, Bayrampaşa Hapishanesi’nde 6 devrimci kadın tutsağın kimyasal silahla yakılarak katledilmesidir. Ayrıca Ümraniye Hapishanesi’nde saldırının durdurulması için feda eylemi yapan Ahmet İbili kurşunlanarak katledildi. Sonuç olarak sermaye devleti 28 tutsağı katlederken ne yapacağını baştan beri biliyordu. Oraya katliam yapmaya gelmişlerdi.

19-22 Aralık’ın diğer yanı ise katliamın boyutuyla orantılı olarak tutsakların destansı direnişiydi. Yalnız ölüm orucuna gidenlerin değil, tüm tutsakların ölümüne direnişiydi. Bulunduğum Çankırı Hapishanesi’nde bir anı hiç aklımdan çıkmıyor: Havalandırmada üzerimize çatıdan askerler kiremit yağdırıyordu. Bir siper yoldaşı, benim ve yanımdaki ölüm orucu direnişçisinin üstüne kapaklanarak, gerçek anlamda canlı kalkan olmuştu. Ve sonra bize şunu söyledi: “Yoldaşlar kusura bakmayın sizi yeterince koruyamadık!” 

Bu anı, ölüm orucunda olmayanların ölüm orucuna gidenleri gözü gibi korumaya çalıştığını anlatmaya yeterlidir.  

Hücre saldırısı devrimci tutsaklar şahsında devrimi, yani işçi sınıfı ve emekçilerin bu sömürü düzeninden kurtuluş davasını teslim almayı hedefliyordu. “Hücrelere girmeyeceğiz” diyorduk. Kuşkusuz bunu fiziki anlamda da söyledik ama bundan da önemlisi; “siyasal olarak teslim olmayacağız” dedik, hücrelere girmeyeceğiz derken. 19-22 Aralık sonrasında F Tipi hapishaneleri açarak bizi hücrelere koydular. Ama bizi teslim almayı başaramadılar. 19–22 Aralık’ta devrimci tutsakların direnişi, “Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!” şiarını ete kemiğe büründürerek, devrimci mücadelenin hangi koşul altında olursa olsun teslim alınamayacağının altını kalın bir şekilde çizmiştir.

***

Ete kemiğe bürünen “Devrimciler teslim alınamaz” şiarı hapishanelerde hala yükseltiliyor. Sermaye devleti hücrelerde devrimci tutsakları teslim almak için saldırılarını pervasız şekilde sürdürüyor. Bu saldırıların bugünkü adı Y, S ve “Yüksek Güvenli” olan “Kuyu Tipi” hapishanelerdir. 

Kuyu Tipi hapishanelerde çoğunlukla tek kişilik hücreler bulunuyor. Üç kişilik hücreler de var. Havalandırma 1, 1.5 saatle sınırlandırılmış. Bunun ötesinde, havalandırmalar hücrelerin yanında değil, farklı yerde. Hücrelerin pencereleri hem çok küçük hem de iki üç kat tel kafes (örgü) var. Kuyu Tipi hapishanelerde kalan tutsaklar hücrelerde havasız kaldıklarını belirtiyor. 

Bu hapishanelerin havalandırmaları, derin bir kuyunun dibindeymiş gibi hissettiren bir derinlikte yapılmış. Havalandırmaların üstünde de tel kafes olduğu söyleniyor. Tutsaklar kuyu tipi hapishanelerde havaya ve güneşe hasret bırakılıyor. 

Tutsakların Kuyu Tipi hapishanelere kapatılması insani değil. Bugün CHP’lilerin bir kısmı da bu zindanlarda tutuluyor. Ancak Kuyu Tipi hapishanelere çoğunlukla devrimciler kapatılıyor. Buralarda tutuklu kalıp beraat edenler de var. 

Sermaye devleti bu saldırıda kendi yazılı yasalarına aykırı davranıyor. Bu yasa dışı davranışın tek nedeni var: Tutsakları teslim almak!

Devrimci tutsaklar teslim olmuyor. Kuyu Tipi hapishanelerin kapatılması için açlık grevi, ölüm orucu yaparak direniyor. Bu zindanlardaki devrimci tutsaklar hiçbir yaptırımı, dayatmayı kabul etmiyor. Tabuttan farksız hücrelerde olan tutsaklar, örnek vermek gerekirse ayakta sayım, ayakkabı araması dayatmalarını kabul etmiyor. Hapishane idaresi fiziki saldırılarla bunları tutsaklara dayatsa bile siyasal olarak amacına ulaşmış değil.

***

19-22 Aralık sonrasında Sincan F Tipi Hapishanesi’ne götürüldük. Çankırı’dan bir siper yoldaşıyla aynı hücredeydik. Bana dayatmıyorlardı ölüm orucu direnişçisiyim diye ama ona ayakta sayımı dayatıyorlardı. Dayatmayı kabul etmeyen siper yoldaşını bir gün sayım sırasında hücreden zorla aldılar. Yaklaşık yarım saat sonra geri getirdiklerinde, yapılan işkenceden kaynaklı durumu benden de kötüydü. Yine de o an yapamadığı şeyler dışında bana bir şey yaptırmadı. Yani orada ölümüne direnen tek ben değildim. O an neredeyse daha güçlü bir şekilde ölümüne direnen o siper yoldaşıydı.

***

Hapishanelerde direniş, 25 yıl öncesindeki gibi sürüyor. Ama dışarıda bu direnişi destekleyecek bir duyarlılık ne yazık ki yok. Bu gerçeklik, hapishanelerdeki tutsakların daha çok bedel ödeyeceği anlamına geliyor. 

Bu bedel fiziki olarak hapishanede ödeniyor olsa da siyasi açıdan esasta tüm emekçilerin ödediği bir bedeldir. Çünkü hapishanelere dönük her saldırının hedefi “dışarıdaki” işçi sınıfı ve emekçilerdir. Ulucanlar Katliamı öncesinde Bülent Ecevit bunu sermaye adına çok net söyledi: “İçeriyi halletmeden, dışarıyı halledemeyiz.” Yani “içeriyi teslim almadan, dışarıyı teslim alamayız” demek istiyordu sermaye uşağı Ecevit. Bu yüzden dışarıdaki duyarlılığı, sadece hapishanelerde olanlar için değil, bizzat işçi sınıfı ve emekçiler için de büyütmek zorundayız.

Ölüm Orucu direnişçi Muharrem Kurşun