Saray-Şimşek sefalet bütçesi
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan eleştirileri yanıtladı. Burjuvazinin kolektif çıkarlarının bekçisi olan Şimşek, utanmadan “Benden burjuva sermayeci çıkartamazsınız” diyebildi. Oysa bakanlığa getirildiği günden beri her icraatı ile mali sermayeyi, burjuvaziyi korudu, kolladı. İşçi sınıfını ve emekçileri ise ezdi.
Mehmet Şimşek kapitalistlerin derdine derman olmak için ekonomi yönetiminin başına getirildi. Sermayenin sınıfsal çıkarlarını esas alan bir bakış açısıyla ekonomiyi yönetti. Uyguladığı ekonomik programla emperyalistlerin para fonu IMF ve Dünya Bankası’nın yanı sıra, MÜSİAD ve TÜSİAD kodamanlarını da mutlu etti. Yani bozuk Türkçesiyle ifade ettiği gibi, tam bir “burjuvacı”, “sermayeci” olduğunu kanıtladı.
Saray tarafından kovulan Mehmet Şimşek’i AKP’nin ebedi şefinin yeniden göreve çağırması, yerli ve yabancı sermayenin talebiydi. Zira kendisi burjuvazi için kullanışlı bir aparattı. Çünkü Londra’daki “faiz lobisi” ile sıkı bağlara sahip birisi. Bundan dolayı onu kovan Erdoğan, yeniden hazine ve maliyenin başına oturttu. Bakanlık görevine gelir gelmez hizmetkarı olduğu asalak kapitalistlerin çıkarları için kolları sıvadı. Sömürücü/yağmacı takımının rantını, sermayesini daha da büyüten saldırılara imza attı. Mehmet Şimşek, sermayeyi koruyan iktisadi kararlarla emeğin toplumsal kesimlerinin sırtındaki yükü ağırlaştırdı. Sermaye sınıfını ihya etti. İşçileri ve emekçileri ekonomik ve sosyal yıkıma uğrattı. Elbette tüm icraatlarını Sarayın onayı ve desteği ile hayata geçirdi.
Yeni bütçenin sunumunu yapan Şimşek, bir kez daha “enflasyon tek haneli rakamlara düşecek” yalanına sarıldı. “Emekçileri enflasyona ezdirmeyeceklerini” vadetti. Sonuç ne oldu? Yılın dördüncü ve son Enflasyon Raporu’na göre, yıl sonuna ilişkin enflasyon beklentileri tutmadı. Enflasyon güya yüzde 25-29 aralığında gerçekleşecekti, gerçekleşmedi. Yıl sonu enflasyon beklentisi bu defa yüzde 31-33 olarak revize edildi. Yüzde 31-33 enflasyon tahmininin de tutmayacağını görmek için ekonomist olmak gerekmiyor. Bu arada bahsi geçen veriler Sarayın aparatı TÜİK’e ait. Sermayenin tetikçisi olmayan ekonomistler ise gerçek enflasyonun TÜİK tahminlerinin çok üstünde olduğunu döne döne hatırlatıyor.
Bütçede 2026 yılı enflasyon beklentisi değiştirilmedi. “Beklenen” enflasyona göre planlanan ücret artışı politikası ücretlerin düşürülmesine, reel ücretlerde sürekli bir erimeye yol açıyor. AKP-MHP iktidarı, “beklenen enflasyon” politikasıyla işçi ve emekçileri sistematik bir şekilde yoksullaştırıyor.
Mehmet Şimşek’in açıkladığı bütçe, ücretli emekçilerin vergi yükünü de ağırlaştırıyor. Her zaman olduğu gibi, ücretli emekten alınan vergilerle yaratılan kaynak sermayeye aktarılıyor. Yaklaşık 19 trilyon liralık bütçe gelirinin yüzde 85’i vergilerden oluşuyor. Doğrudan ve dolaylı vergilerin çoğunu ücretli işçi ve emekçiler ödeyecek. Her dakikada 30 milyon lira vergi ödeyen işçi ve emekçilerin büyük bir kısmı, açlık sınırının altında kalan bir gelire mahkumlar. 92 bin TL’yi aşan yoksulluk sınırının ise sözünü bile eden yok. Geçerken hatırlatalım; asgari ücretin net 22.104 olduğu Türkiye’de Türk-İş’in Ekim 2025 hesaplamasına göre açlık sınırı 28.412 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 92.547 TL’ye ulaştı.
Bütçenin vergi gelirlerinin yüzde 85’i ücretli emekçilerden, yüzde 15’i ise sermayedarlardan alınacak. Bütçe gelirlerinin yüzde 80’i kapitalistler, yüzde 20’si ise emeğin toplumsal kesimleri için harcanacak. Kısacası gelirde adaletsizlik uçurumu derinleşmeye devam edecek.Emeğin toplumsal kesimlerini vergi yükü altında inim inim inleten AKP-MHP rejimi, sermayedarların vergi borçlarını ise siliyor. Dahası kapitalistlere teşvik üstüne teşvik vererek ödüllendiriyor, onlardan “artan oranlı servet vergisi” alınması taleplerine kulak tıkıyor. Lüks tüketimi vergilendirmeye yanaşmıyor. Açlık sınırının altına çektiği asgari ücreti bile vergiden muaf tutmuyor. “Vergide adalet” talebini her koşulda yok sayıyor.
Saray rejimi, hazırladığı bütçe ile krizin yükünü emekçilerin sırtına yıkma politikasını sürdürüyor. Krizin faturası bir defa daha işçi ve emekçilere kesiliyor. Kamu emekçileri ve emeklilerin maaşlarına “sefalet artışı” dayatılıyor. Asgari ücreti sefalet ücreti olarak revize ederek, kalıcı şekilde açlık sınırının altında tutmayı hedefliyorlar.
Saray-Şimşek programı çerçevesinde yapılan bütçeler gelir eşitsizliğini daha da derinleştirdi. Türkiye, gelir eşitsizliği açısından Avrupa’nın en kötü ülkesi, dünya genelinde ise 130 ülke arasında “ekonomik ve sosyal olarak en kötü 28’inci ülke” oldu. Türkiye, orta gelir grubu içinde toplam gelir bakımından yüzde 14,3 ile en alt seviyeye düştü. Yatırımlar durdu. Şirket iflasları arttı. İşsizler ordusu toplamda 13 milyona ulaştı. Tablo bu kadar vahimken, Mehmet Şimşek utanmadan bütçe görüşmelerinde “toz pembe tablolar” çiziyor. Kapitalizm kriz üretiyor. Zira bu sistemde kriz yapısaldır. İktidar, yapısal olan krizi aşmak için ücretleri, maaş ve ödemeleri minimize ediyor. Talebi daraltan politika uygulanıyor. Kapitalistlerin astronomik vergi borçları affediliyor. Sorunların bu şekilde çözülebileceği varsayılıyor. Saray-Şimşek patentli ekonomik/sosyal yıkımı programı, üretimdeki tıkanmayı aşmaya yetmiyor. Kapitalistleri korumayı varlık nedeni sayan Mehmet Şimşek’in bütçe planı, esas olarak sermayenin taleplerini karşılamayı hedefliyor.
Asalak kapitalistlerin, onları temsil eden AKP-MHP iktidarı ve Mehmet Şimşek’in hazırladığı bütçe, emekçilere yönelik bir savaş ilanıdır. Bunun karşısında yapılması gereken şey, krizin faturasını ödemeyi reddetmektir. Sosyal yıkım bütçesine karşı işçi ve emekçilerin artan tepkisini örgütlemektir. İşçi ve emekçileri sömürüye, sosyal yıkıma, açlığa karşı harekete geçirmektir. “Sınıfa karşı sınıf” perspektifiyle mücadeleyi büyütmektir. İşçi ve emekçilerin büyüyen öfkesini örgütlemektir.
Sınıf devrimcileri, Saray rejiminin bütçe üzerinden hazırladığı pervasız saldırıya karşı işçi ve emekçilerin tepkisini büyütmek için özel bir çaba içinde olmalıdır. Emeğin toplumsal kesimleri üzerindeki yükü artıran 2026 bütçesine karşı emekçileri mücadeleye kazanmak günün önemli sorumluluklarından birisidir. Kriz bütçesinin yükünü taşımak istemeyen emekçilerin duyarlılıkları mücadeleyi geliştirmenin dayanağına çevirmeli, öne çıkan dinamiklerle buluşulmalı, bu bağlamda tüm imkanlar etkili şekilde değerlendirilmelidir.
H. Yağmur
|