Erdoğan-Zelenski buluşması sönük geçti
AKP şefi Tayyip Erdoğan’ın kendisini “dünya lideri” diye pazarlama çabasına gülünç bir seremoni daha eklendi. Ankara’ya gelen emperyalist savaş aygıtı NATO’nun kuklası Volodimir Zelenski Erdoğan’la görüştü. Ancak daha önce iddia edildiği gibi bir “barış zirvesi” yapılamadı.
“Ukrayna Devlet Başkanı” Zelenski, birçok ülkeyi ziyaret ettikten sonra Ankara’ya geldi. Gittiği her ülkeden silah ve para dilenen Zelenski, ülkesinin batılı emperyalistler tarafından bir “savaş rampası” olarak kullanılmasına çanak tutmakla kalmıyor, Rusya’nın savaşı bitirmek için doğrudan görüşme önerisini de reddediyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova davetine icabet etmeyen Zelenski, savaş kundakçısı devletleri ziyaret etmeyi tercih etti. ABD-NATO direktiflerine göre hareket eden Zelenski’nin farklı bir tutum alması beklenmiyordu.
Bu yılın başında Rusya-Ukrayna heyetleri görüşmeler yapmış, ancak ABD-NATO cephesinin savaş ateşine benzin dökmeye devam etmesi, çatışmaları yeninden şiddetlendirmişti. Temmuz ayından beri görüşmeyen tarafları güya “dünya lideri” Erdoğan buluşturacaktı.
Bu kapsamda Ankara’ya gelen Zelenski, turistik bir gezi yapmanın ötesine geçemedi. Çünkü Rusya heyet göndermek bir yana, konuyla ilgilenmedi bile. Rusya’nın tutumunu bilen Trump yönetimi de Ankara’ya temsilci göndermeye gerek görmedi. Böyle olunca Zelenski Erdoğan’la baş başa kaldı.
Saray rejiminin, Erdoğan’ı “Rusya-Ukrayna savaşını bitirecek etkili aktör” olarak sunma girişimleri de fiyaskoyla sonuçlandı. Zirve toplanamadığı gibi, Zelenski dışında Ankara’ya gelen de olmadı. Zelenski ile sönük geçen bir görüşme yapmakla yetinen AKP şefi, gösteri yapma hevesini başka bahara ertelemek zorunda kaldı.
Çürümüş bir savaş rejiminin başında oturan Zelenski’nin “artistik şov” yapma kapasitesi tükenmiş görünüyor. Bir dönem “büyük kahraman” diye kürsülere çıkarılan Zelenski, artık sıradan bir protokol tarafından karşılanıyor. Belli ki iki de bir para ve silah dilenmesi, emperyalist efendilerini bile bıktırmış durumda.
Ancak, NATO genişlesin diye ülkesini savaş ateşine atan Zelenski, Erdoğan’a minnettar görünüyor. Zira “iki ipte cambazlık yapma” politikası izleyen Erdoğan, Rusya ile ilişkilerini sürdürürken Zelenski’ye de talep ettiği SİHA’ları büyük bir iştahla satmıştı. Bununla da kalmamış, silah üretimi için fabrika açsın diye damadını Ukrayna’ya göndermişti. Zelenski ülkesini yangın yerine çevirirken, Erdoğan’la damadı bu savaştan büyük bir rant devşirdi.
Ukrayna savaşı bu türden uyduruk zirvelerle sona erdirilemez. İradesini ABD-NATO güçlerine teslim eden Zelenski’nin bu konuda ciddiye alınabilecek bir tutum alma gücü zaten yok. Erdoğan’ın nutuklarını ise ne ABD ne AB şefleri ciddiye alıyor. ABD-AB emperyalistleri saldırganlık ve savaş politikasını sürdüremez duruma düşmeden, yazık ki savaşın bitme ihtimali görünmüyor.
Krizin faturasını kapitalistler ödesin!
2025’in ilk dokuz ayında 4 bin 424 konkordato ve iflas başvurusu yapıldı. Bu sayı, 2024’ün tamamındaki başvuruları aşarak ekonomik krizin ve sosyal yıkımın derinliğini ortaya koyuyor. Konkordato ilanları, iflaslar ve fabrika kapanışları kapitalist sistemin yapısal ürünleridir. Konkordato takip verilerine göre, Temmuz 2018’den bu yana inşaatta 501, tekstilde 351, metal sektöründe 127 işletme konkordato ilan etti. Bireysel şirketlerde de iflaslar artıyor. Bu kapsamda 3 bin 591 şirket iflas etti, gıda ve mobilya sektöründe ise birçok şirket konkordato aldı. İmalat sanayinde öne çıkan işletmelerin kredi borçları 5 trilyon 298 milyar liraya ulaştı.
Konkordato ilan eden kapitalistler, işçi giderlerini askıya alarak, alacaklarını ödemeyerek ve işten çıkarmalarla krizin faturasını işçi sınıfına yıkıyor. En yoğun işten çıkarmaların yaşandığı sektörler inşaat, metal, petro-kimya, tekstil, madencilik ve gıda. Bazı işletmeler iflas yerine konkordato yolunu seçerek hem borçlarını erteleyip hem de işçilerin haklarını gasp ediyor. İflaslarda ise şirketlerin varlıkları haciz içinde olduğu için işçi alacaklarına verilen sözde öncelik hiçbir işe yaramıyor. Bunun en güncel örneğini 2300 beyaz yakalı ve 3 bine yakın işçinin alacaklarının gasp edildiği TPI örneği oluşturuyor. Sermaye sınıfının çıkarlarını koruyan AKP-MHP iktidarı, konkordatoların hileli olup olmadığını incelemiyor, mağdur edilen işçilerin haklarını önemsemiyor. Türkiye’de yasalar ve kurumlar, kapitalistlerin kârını artırması için çalışıyor. Konkordatolar ekonomik krizin bir sonucu olmakla birlikte, yapısal sorunların ve sermayenin krizden faydalanma eğiliminin göstergesidir. Kapitalistler bir yandan konkordato ilan ediyor ama öte yandan üretimi yurt dışına taşıyor. Bu durum işsizlik, yoksulluk ve sefalet sarmalını derinleştiriyor. Ekonomik büyüme ve milli gelir artışı söylemleri, konkordatolar ve artan işsizlik karşısında gerçekliği yansıtmıyor. Büyüme, işçilerin daha düşük ücretle daha fazla sömürülmesinden kaynaklanıyor. Kapitalistler işten çıkarmaları hızlandırıyor, güvencesiz çalışma koşullarını ağırlaştırıyor ve kayıt dışı istihdamı artırıyor. Bunların yetmediği durumlarda ise konkordato ya da duruma göre iflas kararı almak, bazı kapitalistler için zorunluktan öte bir tercih oluyor. Çalışma ve iş güvencesi, her işçinin en temel hakkıdır.
Konkordato veya iflas durumlarında işten çıkarmalara ve hak gasplarına karşı, örgütlü ve fiili bir mücadele ile karşı konulabilir. Sermaye, her yolla krizin faturasını işçi ve emekçilere ödetmektedir. Konkordato ve iflas, bu yöntemlerin arasında yer alıyor. İşçiler, işyerlerinde direnişi yükseltmeli, ekonomik ve sosyal talepler etrafında birleşerek, krizin faturasını emekçilere kesen kapitalistlere karşı birlikte direnmelidir.
H. Yağmur
|