Mehmet Uçum’un “sol tartışması”...
Solu tanımlamak Saray görevlilerine mi kaldı?
“Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili” sıfatıyla anılan Mehmet Uçum, son günlerde haftada bir makale yazmaya başladı. Saray’ın sözcüsü gibi konuşan Uçum, 14 Aralık’ta Anadolu Ajansı’nda “Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinde ‘sol’ tartışması” başlıklı bir makale yayınladı.
AKP şefi Tayyip Erdoğan’ın “Başdanışmanı” olan, 1100 odalı Saray’ın “etkili” isimlerinden bir diye anılan Mehmet Uçum’un “sol tartışması” yapması, neresinden bakılırsa bakılsın abesle iştigaldir. Her şeyi ile solun tam zıddı olan bir rejimin önde gelen bu temsilcisi neden sol üzerine tartışma yapma ihtiyacı duyar ki?
Uçum’un “sola akıl veren” bir edayla yazı yazması, kendisinin solcu eskisi olmasıyla izah edilemez elbette. Solcu eskisi bir figür olması, söz konusu görevin kendisine verilmesinde muhakkak ki rol oynamıştır. Zira sola hitap eden birinin buna uygun bir üslup bulması, kullanacağı kavram ve tanımların az-buçuk konuyla uyumlu olması gerekir. Ancak esas mesele, ilerici olan her şeye derin bir kin duyan Saray rejiminin “sola hitap etme” ihtiyacı duymasında düğümleniyor.
Solu tanımlamak Saray görevlilerine mi kaldı?
“Sol tanımı” yapma konusunda kendini “otorite” sanan Uçum, solcu eskisi bir dönek olmanın rahatlığıyla konuşuyor. “Sınıf esaslı solculuğun tarihte önemsizleşmesiyle birlikte enternasyonal solculuk da etkisizleşmiştir” diyor ve “artık milliyetçi, yerel, yurtsever sol” dönemindeyiz tezini savunuyor. “Artık ütopik kabul edilen sınıf esaslı solculuğun yerini daha gerçekçi olan toplumsal sol siyasetin aldığını” savunan Saray görevlisi Uçum, “Günümüzde sol siyasetin sermayeye bakışı, düşmanlık ve husumet olmak zorunda değil” diye de buyuruyor.
Sınıf esaslı ve enternasyonal olmayan “toplumsal sol” doğal olarak “sermaye ile de dost olur.” Uçum’un hayal ettiği “milli sol” devletin, sermayenin ve Saray rejiminin istediği “solu” da tanımlıyor. Zira bu lafları eden kişi, 1100 odalı Saray’da üst düzey bir görevli, dolayısıyla her bakımdan “sahibinin sesi” olan bir figürdür.
Saray görevlisi, tanımladığı bu sola görev de biçiyor. Sınıf temelli enternasyonal sol ile “yerli/milli” solun görev alanları aynı olamazdı: İlki kapitalist barbarlık düzenini yıkmak için devrimci mücadeleyi esas alır. İkincisi ise, Uçum türü dönek solcuların kapılandığı Saray rejimi ve sermaye ile iyi geçinir. Rejim ve sermaye sınıfı ile aynı safta yer alan “sol”, “Terörsüz Türkiye süreci” devam ederken ne yapar?
“Sol, kayıtsız şartsız Terörsüz Türkiye hedefine destek vermelidir.”
Saray görevlisi Uçum, tanımladığı “sol değerlerin” CHP tarafından hiçbir zaman benimsenmediğini, diğer sol güçlerin ise “sınıf söylemi kullanan” ama “dar, öncü-kadrocu” olmanın ötesine geçemediğini saptıyor ve esas “büyük buluşu” bu noktada zuhur ediyor:
“Ancak günümüzde solun ayırt edici karakterlerine bakıldığında antiemperyalizm, yurtseverlik, darbe karşıtlığı, mültecilerin korunması, kadın hakları savunuculuğu, gençliğe sahip çıkılması, güçlü sosyal politikalar gibi temel sol yaklaşımlar üzerinden değerlendirildiğinde siyasi niteleme açısından olmasa dahi siyasi pratik bakımından sol ilkelere daha uygun hareket eden liderin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sol politikalara yakın olan partinin AK Parti olduğu pozitif bir tespit olarak söylenebilir.”
“Dahiyane” olduğu her halinden belli olan “pozitif tespit” uyarınca, “sol ilkelere” göre hareket eden Tayyip Erdoğan”, “sol politikalara yakın olan parti ise AK Parti’dir.” Bu “pozitif tespiti” yapabilecek denli “kabiliyetli” olan Uçum’un “sola vazife” tanımı yapma hakkını kullanmasını da çok görmemek lazım: “Sol, kayıtsız şartsız Terörsüz Türkiye hedefine destek vermelidir.”
Saray görevlisi Uçum’un esas derdi, solun “terörsüz Türkiye” hedefine destek vermesi için gerekçe uydurmak. Görünen o ki, sermayenin de AKP-MHP rejiminin de “baş düşmanı” olan solun “terörsüz Türkiye” sürecini eleştirmesi Saray’da huzursuzluk yaratıyor. Zira rejimin bekası ve emperyalist/siyonist güçlerin Orta Doğu planları kapsamında gündeme getirilen “sürecin” belirlenen hedeflere ulaşması noktasında zorluklar var. Solu suça ortak edebilirlerse bu zorlukların aşılabileceğini hesaplamış olmalılar.
Bu meseleye önem veriyor olmalılar ki, Saray görevlisi Mehmet Uçum’a akla ziyan laflar etme görevi vermişler. Öyle ki, Trump’tan icazet alan Saray rejimini “anti-emperyalist”, düzen soluna bile azgınca saldırırken “sol politikalara yakın”, küfürde, hakarette, tehditte, küstahlık ve kibirde sınır tanımayan AKP şefini ise “sol ilkelere göre hareket eden lider” ilan ediyor. Dinci-faşist rejimi tahkim etmek için her muhalif sese saldıran, genç kuşaklara Orta Çağ artığı ideolojisini dayatan, ülkeyi mafya, çete, tarikat cenneti haline getirenlerin “gençliğe sahip çıkan” politikalar uyguladığını söylüyor. Kadın cinayetlerini kışkırtan, katilleri yargı eliyle ödüllendiren rejimi, “kadın hakları savunucusu” diye takdim ediyor. Asgari ücreti “olağan ücret” haline getirip açlık sınırının altında sabitleyen AKP-MHP rejiminin “güçlü sosyal politikalar” benimsediğini savunuyor. Bu tezatlıklar listesi uzar gider…
Gerçekliğin bu kadar keyfi ve pervasızca tahrif edilip tersyüz edilmesini “sol kisve” altına sığınarak yapmak, Saray dalkavuğu, solcu eskisi Uçum türü döneklere özgü bir yetenek olsa gerek.
Uçum’un “terörsüz Türkiye” hedefine ulaşıldıktan sonraki döneme ilişkin “görev tanımı” ise evlere şenlik:
“Terörsüz Türkiye hedefine ulaştıktan sonra en geniş sosyal ve siyasi uzlaşmayla hazırlanması istenen ve beklenen yeni anayasa sürecinde yer almak, katkı sunmak, Türkiye’nin tüm yurtsever sol demokrat çevrelerinin tarihsel görevidir.”
Solun “tarihsel görev” tanımını da yapan Uçum, bu noktada iyice uçmuş görünüyor: Dinci-faşist tek adam rejimini tahkim etmek, Erdoğan’a ölene kadar sultanlık bahşetmek, ülkeyi talan edenlere “yasal koruma zırhı” sağlamak gibi ucube hedefleri de olan bir anayasanın yapılması sürecinde yer almak, katkı sunmak… Görünen o ki, sola düşmanlıkta sınır tanımayan Saray rejimi, ilerici devrimci değerlerin toplum üzerindeki olumlu etkisinden yararlanmak istiyor.
Sol güçlerin pek çok noktada zaafları var elbette. Ancak uzun yıllardan beri Kürt hareketinin kuyruğuna takılmış olanların bile “terörsüz Türkiye” sürecini eleştirmesi, Uçum’un tasvir ettiği türden bir sol görme hayalinin kursağında kalacağını göstermeye yeter…
|