İçindekiler:

15 Aralık 2025
Sayı: KB 2025/15

Zorlu bir mücadele yılına hazırlanalım!
Saray-Şimşek sefalet bütçesi
Hanedanlık, çöküş korkusu ve histeri
Mehmet Uçum'un "sol tartışması".
"Sosyalizm Yeniden" konferansı üzerine.
Rejimin "suça teşvik" politikası
Erdoğan-Zelenski buluşması sönük geçti
Tutuklanan öğrenciler serbest bırakılsın!
Vahşi kapitalizmin kâr hırsı ve doğa talanı
Asgari ücret açıklamaları ve eylemleri
İşten atmalar yasaklansın!
Anarşizmi yeniden keşfetmek!
Direniş destanı: Birinci İntifada
Cihatçı terör kıskacında Suriye
AB'nin "barış" zirvesi.
"Ulusal Güvenlik Stratejisi" belgesi
ABD'nin yayılmacı hamlesi
G20 Zirvesi'nden yansıyanlar
Basel'de Ekim Devrimi ve parti etkinliği
İEKK Türkiye Meclisi sonuçları
Kadınlar mücadeleyi büyütüyor.
19 Aralık direnişi 25. yılında!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Asgari ücret açıklamaları ve eylemler

 

Kapitalistler ve AKP iktidarı temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu 3. toplantısında 2026 yılı için geçerli olacak asgari ücreti belirlendi. %27,53 oranında yapılan zam ile asgari ücret 28.75 TL oldu.

Sefalet ücretine karşı BDSP yaptığı açıklamada şunları dedi:

“Sermaye ve iktidarın sefalet dayatmasını kabul etme… İnsanca yaşamaya yeten ücret için diren, örgütlen!

Sermaye ve AKP-MHP iktidarı milyonlarca işçi ve emekçiyi bir kere daha sefalete mahkum etmek istiyor. Bizler sessiz kalırsak bunu başarmalarının önünde hiçbir engel yok. Sessiz kalmazsak, üretimden gelen gücümüzü kullanır ve sokaklara çıkarsak bu oyunu bozabiliriz. ‘Artık yeter’ demenin zamanı geldi de geçiyor! Emeğiyle tüm zenginlikleri yaratan bizleriz, öyleyse bizden çaldıklarıyla servetini büyütenlerin, sermayeye hizmette kusur etmeyenlerin dayatmalarına “dur” diyebiliriz. Yıllardır bize dayatılan sefalete “artık yeter” diyerek insanca yaşamaya yeten ücret ve çalışma koşullarını mücadelemizle alabiliriz. Bunun için ilk adım olarak korkumuzu yenmek ve kendi gücümüzün farkına varmakla işe başlayabiliriz. O zaman göreceğiz ki asıl güçlü olan milyonların sırtından saltanat kuranlar değil bizleriz. Şimdiye kadar susarak, korkarak, sinerek sadece emeğimizin daha fazla çalınmasına izin vermekle kalmadık, sermaye iktidarının insanlık dışı dayatmaları ve onur kırıcı muamele ve uygulamalarına da maruz kaldık. Tüm bunlara “artık yeter” diyelim! Yoksa; emeğimizi daha fazla çalacaklar, insanı insan yapan her şeyi yok etmek ve onur kırıcı uygulamaları yaygınlaştırmak için yeni saldırıları devreye sokacaklar. İşçi kardeşim; emeğimize, onurumuza, geleceğize sahip çıkmanın, sesimizi daha çok yükseltmenin zamanıdır. Fabrikalarda, meydanlarda bizleri köle görenlere ve asgari ücret adı altında sefalet dayatanların karşısına daha güçlü çıkmanın zamanıdır. Asgari ücreti ve Ocak zamlarını insanca yaşam seviyesine çıkarmak için direnmek ve örgütlenmekten başka bir yol yoktur. ‘Diren-örgütlen’ pusulamız olmalı, sermaye ve iktidarın karşısında işçi sınıfı olarak gücümüzü göstermeliyiz.”

***

Ege İşçi Birliği yaptığı açıklama ile “İnsanca yaşanabilir ücret için mücadeleye!” dedi.

DEVTEKSTİL, açlık sınırının dahi altında belirlenen asgari ücrete dair açıklama yaparak “Hakkımız ve geleceğimiz için örgütlenelim” çağrısı yaptı.

Kayseri İşçi Birliği ve Aksaray İşçi Birliği belirlenen asgari ücret üzerine açıklama yaptı ve “İnsanca yaşam için mücadeleye” dedi.

Öğrenci Faaliyeti 23 Aralık’ta Taksim’de eylem yapmak istedi. Kızıl Parti üyelerinin de aralarında olduğu 20 kişi gözaltına alındı.

İşçi Emekçi Birliği, 24 Aralık’ta İstanbul’da Cevahir AVM önünde yaptığı eylem ile “Sefalet ücretini kabul etme! Diren, örgütlen” dedi.

ESP 24 Aralık’ta Gazi Mahallesi’nde yol kesti. 

İşçi-Sen üyeleri 24 Aralık’ta Taksim Meydanı’na yürümek istedi. Eyleme polis saldırırken, Kaldıraç Hareketi ve İşçi-Sen üyeleri gözaltına alındı.

EMEP  24 Aralık’ta İstanbul’da Bakırköy’de eylem yaptı ve “insanca ücret, vergide adalet” ve “Genel grev genel direniş” dedi.

TKP  24 Aralık’ta Cevahir AVM önünde yaptığı eylemle “Yaşamın asgarisi olmaz” dedi. 

İstanbul, Ankara ve İzmir’de Asgari Ücret İnisiyatifi eylemler yaptı.

Asgari ücrete yapılan sefalet zammına karşı Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri 24 Aralık’ta Yüksel Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

DİSK, İstanbul Kartal’dan başlattığı Ankara yürüyüşünün ilk durağı Gebze’ydi. Gebze’de son yılların en geniş katılımlı işçi-emekçi ve emekli mitingi gerçekleştirildi. Gebze’nin ardından Kocaeli, Bursa, Eskişehir ve Ankara’da yapılan açıklamalarla “İnsanca yaşanacak bir ücret” çağrısı yapıldı.

 

Açlık sınırının altında “hak” talebi: Reformizmin çöküş noktası!

 

DİSK’in “en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkarılması, buna enflasyon farkı ve refah payı eklenmesi” talebi, emekliler lehine bir iyileştirme çağrısı gibi sunuluyor. Oysa bugün içinde bulunduğumuz somut koşullarda bu talep, bırakın emeklilerin yaşam standartlarını yükseltmeyi, onları açlık rejimi içinde tutmayı yeterli gören bir kabule dayanıyor.

Çünkü artık çok açık bir gerçek var: Açlık sınırı, asgari ücretin üzerine çıkmış durumda. Yoksulluk sınırı ise yüz binlere dayanmış bulunuyor. Böyle bir tabloda asgari ücreti referans alan her talep, ister istemez şu anlama geliyor: Emekçiler ve emekliler, biyolojik yeniden üretimi dahi garanti altına alınmamış bir yaşam düzeyine razı ediliyor.

Dolayısıyla mesele, “asgari ücret düzeyinde yoksulluk” bile değildir. Mesele, açlığın kurumsallaştırılmasıdır.

Marksist açıdan ücret, emek gücünün yeniden üretim değeridir. Bu yeniden üretim yalnızca kalori hesabıyla sınırlı değildir; barınmayı, sağlığı, kültürel ve zihinsel varoluşu, yani insanın toplumsal bir varlık olarak sürekliliğini kapsar. Açlık sınırının altına itilmiş bir ücret, bu anlamda ücret olmaktan çıkar; emek gücünün tükenmesine dayalı bir yönetim aracına dönüşür.

Asgari ücretin bu noktaya düşmüş olması, onu bir “hedef” olmaktan tamamen çıkarır. Buna rağmen emekliler için asgari ücretin talep edilmesi, emekliliğin “ertelenmiş ücret” olduğu gerçeğinin de inkârı anlamına gelir. Emekli aylığı bir lütuf değil; geçmişte üretilmiş artı-değerin gecikmiş karşılığıdır. Açlık sınırının altındaki emekli maaşı ise yalnızca bugünkü yoksulluğu değil, geçmiş emeğin sistematik gaspını da ifade eder.

Bu koşullarda “enflasyon farkı” ve “refah payı” söylemi, artık ideolojik bir yanılsama olmanın ötesine geçmiştir. Enflasyon farkı, reel kaybın gecikmiş telafisidir; refah payı ise ortada refah kalmadığında, yalnızca kavramsal bir aldatmacaya dönüşür. Açlık düzeyindeki bir gelire refah payı eklemek, yaşamı iyileştirmek değil, ölümü yönetilebilir kılmaktır.

Burada reformizmin tarihsel sınırına gelmiş bulunuyoruz. Reformist talepler, en azından yaşamı sürdürülebilir kılma iddiası taşıdıkları ölçüde anlamlıydı. Oysa açlık sınırının altına razı olan bir talep, artık reformist bile değildir. Bu, sınıfın tarihsel kazanımlarından geri çekilmesini kabullenen, sermayenin çizdiği biyopolitik sınırlar içinde konumlanan bir uyum talebidir.

Bu nedenle sorunu “talep yetersiz” diye açıklamak eksik kalır. Sorun, talebin yönüdür. Yaşamı savunmak yerine, yaşamın tasfiyesine uyum gösteren bir talep, emekçilerin ve emeklilerin değil; sermayenin kriz yönetiminin parçası hâline gelir.

Bizim itirazımız tam da buradadır: Açlık sınırının altında belirlenmiş bir ücret, üzerine ne eklenirse eklensin, insanca yaşam üretmez. Böyle bir zeminde “ne kadar zam” sorusu anlamsızdır. Asıl soru şudur: Hangi yaşam düzeyi, hangi toplumsal varoluş, hangi sınıfsal gelecek savunulmaktadır?

Bu soru sorulmadığı sürece, en “iyi niyetli” talepler bile nesnel olarak açlığın ve yoksulluğun yeniden üretimine hizmet eder. Bugün gerçekçilik, daha azını istemekte değil; yaşamı savunma eşiğini yeniden tanımlamakta yatmaktadır.

U. Can