Gerici-faşist rejimin “suça teşvik” politikası
Saray rejiminin bataklığında kadın cinayetleri, iş cinayetleri, çete hesaplaşmaları, cinsel saldırı, taciz, çocuk istismarı, uyuşturucu kullanımı gibi suçlar görülmemiş boyutlara ulaştı. Son resmi araştırmalara göre suç oranları 10 yılda yüzde 108 arttı. Toplumdaki çürüme ve yozlaşmanın da bir ifadesi olan bu tabloyu yaratan nedenlerin başında geleceksizlik, işsizlik, umutsuzluk, örgütsüzlük ve cezasızlık geliyor. Emeğin değersizleştirilmesi ve toplumsal değerlerin erozyonuyla oluşan boşluğu derin bir çürüme dolduruyor.
Faillerin gerici-faşist rejimin yargısı tarafından korunması, suç oranlarının artmasında önemli bir rol oynuyor. Şu sıralar Meclis’te görüşülen 11. Yargı Paketi ile AKP-MHP iktidarı, bir kez daha çeteleri, cinsel saldırı faillerini, uyuşturucu tacirlerini, işçilerin, kadınların ve çocukların katillerini affetmeye hazırlanıyor. 38 maddeden oluşan pakette, ifade ve düşünce özgürlüğüne yönelik müdahaleler içermesi ise dikkat çekiyor. Ancak en dikkat çeken maddelerden biri “düzenleme” adı altında yeni bir örtülü af getirilmesidir. Paketle birlikte kadın cinayeti, cinsel saldırı, istismar, gasp, yaralama faillerinin yanı sıra Maraş depremleri sonrası açılan davalarda yargılanan 115 bin kişinin tahliyesi öngörülüyor. 2012’den bu yana çıkarılan örtülü afların beşincisi olan 11. Yargı Paketi’ndeki düzenlemede “terör suçluları” ile “anayasal düzene karşı suçlardan” ceza alanlar yararlanamayacak. Düzenlemede geçen “işledikleri suçun türüne bakılmaksızın” ifadesi (ilerici-muhalif kesimler hariç), tüm suçları kapsayan cezasızlık politikasının vardığı boyut hakkında fikir veriyor.
İktidarın döne döne ürettiği ve kronik hale gelen sorunlara çözüm diye sunduğu “af” politikasının ağır bedellerini yine emekçiler ödüyor. Maraş merkezli depremlerde yaşanan insan kıyımından sorumlu olanların affedilmesi, kuralsız işleyişi güçlendirecek ve deprem ülkesi Türkiye’de yeni ölümlerin kapısını aralayacaktır. Kadın cinayeti, taciz ve istismar faillerinin tahliye edilmesi de kadınlar ve çocukların yaşam hakkına yönelik bir tehdittir. Daha önce de böyle bir örtülü afla dışarı çıkan failler 15 kadının ölümüne sebep olmuştu. Kadınların yaşam hakkını gasp eden potansiyel suçluların tahliyesi, daha çok cinayetin yaşanmasının önünü açacaktır.
İktidar, yargı terörü ile söz söyleyen, düzenin suçlarını teşhir eden, direnen kesimlere saldırıyor. Sendikacılar, gazeteciler, devrimciler, ilerici-sol güçler hapishanelere dolduruluyor. Çocuk işçi cinayetlerine ve çocuk emeği sömürüsüne göz yuman iktidarın yargısı, bunlara karşı çıkanları ise tutukluyor. Ama aynı anda tecavüzcüleri, tacizcileri, katilleri, hırsızları salıvermeye devam ediyor. Bu tablo, çeteleşen iktidarın kimleri koruyup kolladığını ve kimlerin tarafında olduğunu gösteriyor.
Suçla gerçek mücadele, ancak sorunu yaratan zeminlerin ortadan kaldırılması ile mümkündür. Suçun ve suçlunun ürediği bataklığı derinleştiren gerici-faşist iktidar ise tüm icraat ve yasal düzenlemeleriyle uğursuz rolünü oynamaya devam ediyor.
S. Teber
Irkçı şoven saldırılara geçit yok!
Bursa’da stadyumda şovenist histeri dalgası yaşandı. Bu defa hedefte Leyla Zana vardı. Leyla Zana iğrenç cinsiyetçi küfürlere maruz kaldı. Yaşanan olay şovenizmin toplumsal bir olgu olduğu gerçeğinin yeni bir kanıtıydı, aynı zamanda yıllardır sürdürülen “en iyi Kürt ölü Kürt” politikasının kitlelerde yarattığı tehlikeli tahribatın göstergesiydi.
Kürt siyasetçilere ve Kürt halkına yönelik şovenist saldırıların nedeni, burjuva sınıfın ve devletin Kürt halkına yönelik sistematik inkar ve imha politikalarıdır. Deyim yerindeyse Kürt sorunu bağlamında toplumsal hafıza kirletilmiştir. İmha ve inkar dili emekçilerin bilincini köreltmiştir. Bu yalın ve tehlikeli gerçek Bursaspor-Somaspor maçında bütün çirkinliği ile bir kez daha ortalığa saçıldı. Organize bir şekilde Bursaspor tribününde dakikalarca Leyla Zana’ya yönelik gayri ahlaki küfürler edildi. Özelde Leyla Zana’ya genelde Kürt halkına dönük ırkçı saldırıların gerisinde imha ve inkar politikası uygulayan sömürgeci sermaye düzeni yer almaktadır. Küfürlerin muhatabı Leyla Zana şahsında Kürt halkıdır. Saldırganlar kuşkusuz bugüne kadar Kürt halkına yönelik işlenen suçlarda gösterilen hoşgörüden, sermaye devletinin cezasızlık politikasından da güç almaktadır. Bursaspor tribünlerinde yaşanan kitlesel şoven bir saldırıdır. Bu saldırı karşısında Bursaspor yönetimi, TFF, AKP iktidarı temsilcileri sözde kınama açıklamaları yaptılar. Ama ortaya çıkan kitlesel kin ve nefret suçunun faillerine yönelik herhangi bir hukuki işlem yapmaktan özenle kaçınıyorlar. Tribünlerde açılan “Beyaz Toros” pankartları ile Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi küfürler, saldırının organize olduğunun göstergesidir. Sadece Leyla Zana’ya değil, Kürt halkına yönelik düzenin kollektif düşmanlık tutumunun ifadesidir. Leyla Zana sadece bir Kürt kadını değil. Hem yaşam hikayesiyle hem de politik tutumuyla tabuları yıkmış, geleneksel Kürt kadını kimliğini aşmış, özgür Kürt kimliği ile öne çıkmıştır. O, Kürt legal siyasetinin önemli temsilcilerinden biri olarak tanınmıştır. Leyla Zana milletvekili oldu. Kürsüde inançlarını dile getirdi. Direnen Kürt kadını kimliğiyle Kürt halkının saygısını kazandı. Kürt sorununun reformist çözümünü savunan bir politik kimliğin temsilcisi olarak ırkçı, şoven güruhların hedefi oldu. Hakaretlere maruz kaldı. Meclisten kovuldu. Yıllarca cezaevinde kaldı, nedamet getirmedi. Bedel ödedi, yolundan dönmedi. Bu nedenle Kürt halkının gönlünde taht kurdu. Kürt halkına yönelik imha ve inkar siyasetine karşı duruşuyla Kürt halkının tarihsel hafızasında yerini aldı.
Leyla Zana şahsında Kürt halkına ve kadınlara yönelik saldırılara, ırkçılığa ve şovenizme karşı mücadele etmek her işçi ve emekçinin görevidir. Zira halklar kardeşleşmeden işçiler birlik, işçiler birlik olmadan halklar kardeşleşemez!
H. Yağmur
|