İçindekiler:

15 Nisan 2026
Sayı: KB 2026/03

1 Mayıs'ın çağrısı
İran'a emperyalist saldırı
Hürmüz Boğazı krizi ve aranan "çözüm"
"Kolay zafer" beklentisinden büyük çıkmaza...
Kanlı ellerinizi Ortadoğu'dan çekin!
İran savaşı ve gösterdikleri
İran savaşı, emperyalist planlar ve Kürtler
Trump'ın İran politikası
"Halkların katili NATO defol!"
BDSP: İşçilerin birliği, halkların kardeşliği!
"Gözünü kan bürümüş şebeke"
Emperyalist savaş ve "istikrar"
Ulusal sorun ve hareketlerin "yeni dünya düzeni"ndeki yeni tablosu
Komisyon Raporu ve "yeni süreç" gerçeği
Ortadoğu'da savaş, dünyada kriz!
Barbarlığın adı: Barış Kurulu
1 Mayıs'a doğru
Savaşa karşı olmak, kapitalizme karşı olmaktır!
"Güçlü bir 1 Mayıs'ı örgütlemek gerekiyor"
İstanbul 1 Mayıs'ı için ileri
NATO defol!
NATO Zirvesi yaklaşırken, gençlik ve emperyalizm
Dardanel direnişi deneyimi üzerine...
Kadın emeği sömürüsüne açılan pencere: Dardanel
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

İran savaşı, emperyalist planlar ve Kürtler

 

İran savaşı bağlamında Kürt hareketlerinin rolü, son haftalarda uluslararası ve bölgesel gündemin önemli tartışma konularından biri haline geldi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından bir hafta önce İran Kürdistanı kökenli altı örgüt-parti bir araya gelerek “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” adlı bir platform kurduklarını duyurdu. Koalisyonun amacı, İran’daki mevcut rejime karşı siyasi ve örgütsel mücadeleyi koordine etmek olarak açıklandı. Ancak bu girişim, zamanlaması nedeniyle kısa sürede bölgesel savaş tartışmalarının parçası haline geldi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tehditleri artırdığı ve ardından fiili saldırıyı başlattıkları bir dönemde ortaya çıkan bu ittifak, emperyalist-siyonist hesapların bir parçası olarak yorumlandı. 

Uluslararası basında yer alan haberlerde, ABD’nin İran’a karşı yürütülebileceği olası bir kara harekatı durumunda İranlı Kürt güçlerini kullanabileceği yönünde iddialar ortaya atıldı. ABD’li yetkililerin Irak Kürdistanı’ndaki bazı Kürt liderlerle temas kurduğu ve İran içindeki olası operasyon senaryolarının konuşulduğu belirtildi. Bazı haberlerde de, İsrail’in de uzun süredir Irak Kürdistanı’nda bulunan İranlı Kürt gruplarla ilişki halinde olduğu ileri sürüldü. Trump’ın, Kürt güçlerinin Irak’ın kuzeyinden İran’a geçmesinin “harika olacağını” söylemesi, bu tartışmaların daha da büyümesine neden oldu. Trump’ın Kürtler hakkında kullandığı “çok kullanışlılar” ifadesi ise Kürt hareketleri içinde tepkilere yol açtı.

Bu iddialar karşısında İranlı Kürt örgütlerinin bazı temsilcileri ABD veya İsrail ile temasların tamamen reddedilemeyeceğini belirtmekte fakat ortada somut bir askeri operasyon planının bulunmadığını vurgulamaktadır. Bazı Kürt yetkilileri de, ABD’nin İran’a karşı bir kara harekatı başlatması halinde belirli koşullar altında böyle bir sürece dahil olunabileceğini ifade etmekte, ancak Kürt güçlerinin savaşın öncü askeri gücü haline getirilmesinin kabul edilemez olduğunu dile getirmektedir. 

Tarihsel ve güncel acı deneyimler, bu çerçevede emperyalistlere duyulan “güvensizlik”, bölgesel dengeler ve İran Kürtlerinin karşı karşıya kalabileceği riskler, bu yaklaşımlara yön vermektedir.

Tarihsel ve güncel dersler

Kürt hareketlerinin “temkinli” denilebilecek tutumlarının gerisinde yalnızca güncel politik hesaplar değil, tarihsel deneyimlerin acı dersleri de bulunmaktadır. Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in eşi Şanaz İbrahim Ahmed’in 5 Mart 2026’da yaptığı ve “Kürtleri yalnız bırakın. Biz kiralık silah değiliz” başlıklı açıklama, bu deneyimlere dikkat çekmektedir. Açıklamada Kürtlerin geçmişte defalarca bölgesel ve küresel güçlerin hesaplarında kullanıldığı, ancak çıkarlar değiştiğinde yalnız bırakıldığı hatırlatılmaktadır. 1991 Körfez Savaşı sonrasında Irak’ta yaşananlar acı bir örnek olarak gösterilmektedir. Saddam Hüseyin rejimine karşı ayaklanmaya teşvik edilen Kürtlerin, emperyalist koalisyon güçlerinin öncelikleri değiştiğinde kaderleriyle baş başa bırakıldığı ve bunun Kürtler için büyük bir insani felakete yol açtığı vurgulanmaktadır. Bu deneyim, Kürt siyasal hafızasında emperyalist vaatlerin güvenilmez olduğunu ve kolayca boşa çıkarılabileceğini gösteren önemli bir ders olarak yer etmiş gibi görünüyor.

Açıklamada daha yakın döneme de değinilmekte ve Kuzeydoğu Suriye’de Kürtlerin IŞİD’e karşı savaşın ön saflarında yer almalarına rağmen verilen sözlerin tutulmadığı ifade edilmektedir. “Deneyimler ortada. Boş vaatler ortada. Kürtler çoğu zaman yalnızca güçlerine veya fedakarlıklarına ihtiyaç duyulduğunda hatırlanıyor” denilerek, bu durum eleştirilmektedir. Kürtlerin artık bölgesel hesaplaşmalarda bir piyon olarak görülmeyi kabul etmeyeceği vurgulanmakta ve “Kürtleri yalnız bırakın. Biz kiralık silah değiliz.” denilmektedir.

Öte yandan Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ABD ve İsrail’in İran’a karşı Kürt grupları silahlandırdığı ya da Iraklı Kürtlerin İran’a operasyon başlattığı yönündeki iddiaları reddetti. Kürdistan Bölgesi’nin İran’a karşı askeri operasyonların merkezi haline gelmeyeceğini ve kendi topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına izin verilmeyeceğini açıkladı. Bu haberlerin “tamamen asılsız” olduğu ve “tek bir Iraklı Kürdün bile sınırı geçmediği” ifade edildi. PJAK’tan bir yetkili de İran’a karşı yeni bir operasyon başlatıldığı yönündeki haberleri yalanladı.

Benzer bir deneyim daha yeni Suriye’de yaşanmıştır. ABD öncülüğündeki emperyalist koalisyonun en önemli “müttefiki” olan Rojava Kürt güçleri, emperyalistlerin ihanetiyle yüz yüze kalmıştır. Bu nedenle Suriyeli Kürt temsilciler İranlı Kürtlere uyarılarda bulunarak, ABD ile kurulacak askeri iş birliğinin ciddi riskler barındırdığını dile getiriyorlar. Kendi deneyimlerini “ibret alınması” gereken “acı bir ders” olarak tanımlıyorlar.  İranlı Kürtlerin benzer akıbetle karşı karşıya kalmaması için uyarıyorlar. Tüm bunlara rağmen bazı kaynaklar, İranlı Kürt liderlerin ABD’den bazı güvenceler talep ettiğini, ancak içeriği hakkında ayrıntı vermediklerini bildiriyor.

İran içindeki bazı Kürt örgütleri de benzer kaygıları dile getirmektedir. İran Komünist Partisi’nin Kürdistan örgütü Komala, Kürdistan’ın ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın merkezi haline dönüşmesinin Kürt halkı açısından büyük bir felaket olacağı uyarısında bulunmaktadır. Komala’ya göre Kürt silahlı güçlerinin emperyalist planların bir parçası haline getirilmesi, Kürdistan şehirlerinin doğrudan savaş alanına dönüşmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda en büyük bedeli bölgenin emekçi halkları ödeyecektir. 

Komala, yayımlanan raporlara dayanarak, ABD ve İsrail’in bazı Kürt partilerinin silahlı güçlerini İran’a karşı kara kuvveti olarak kullanmayı planladığını öne sürmektedir. Bu güçlerin Kürdistan Bölgesi’nden İran’ın Kürt bölgelerine girerek bazı yerleri kontrol altına almasını içeren bir plan yapıldığını, bu planın İsrail ve MOSSAD tarafından gündeme getirildiğini, daha sonra CIA’nın de sürece dahil olduğunu belirtmektedir. Bazı raporların ABD temsilcileri ile Kürdistan partilerinden oluşan bir koalisyon arasında temaslar yapıldığını aktardığını ifade etmektedir. Söz konusu güçlerin, ABD ve İsrail’in hedefleri doğrultusunda kara kuvveti olarak kullanılmasının planlandığını iddia etmektedir. 

Komala, böyle bir politikanın Kürdistan halkı için çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirterek tarihsel deneyimlere ve “geçmiş acı sonuçlara” dikkat çekmektedir. Kürtlerin Irak ve Suriye’de yaşadığı hayal kırıklıkları hatırlatılarak, “ABD ve İsrail’in ittifaklarında yer almıyoruz” denilmektedir.

Emperyalist planlara karşı halkların bağımsız devrimci mücadelesi!

Kürt hareketlerinin ABD ve İsrail ile olan ilişkisi, derin bir “tarihsel güvensizlik” ile “reel politik zorunluluklar” arasındaki sıkışmışlığı ifade ediyor. Kürt hareketlerinin “kiralık silah değiliz” tutumları ve geçmişteki ihanetlere yaptıkları vurgular, emperyalistlerin oyunlarına gelmeme çabasını gösteriyor. Ancak bu açıklamalara rağmen, Kürt hareketlerinin önemli bir bölümünün ABD-İsrail karşısında yapısal bir zaafiyet içinde oldukları da görülüyor. İdeolojik, politik ve sınıfsal kimlikleri, bu zaafiyetin temel nedenidir.  

Bölgedeki Kürt hareketleri ideolojik-sınıfsal kimlikleri sonucu, ABD gibi emperyalist güçleri “dengeleyici unsur” veya “koruma kalkanı” olarak görmektedirler. Duydukları güvensizliğe rağmen emperyalistlerden “güvence” talep etmeleri, onlardan gelecek askeri ve siyasi desteği, ayakta kalmak ve kazanımlarını korumak için bir araç olarak kullanma isteğini gösteriyor. Kürt siyasetleri bu tutumlarını “mecburiyet ilişkisi” olarak tanımlıyorlar. Bir yandan piyon olmayacağız açıklamaları yaparken, diğer yandan da beklenti içinde olmayı sürdürüyorlar.

Bugün Kürt hareketleri, ağır bedellere mal olan tarihsel deneyimlerinin acı derslerinden sonuçlar çıkarmak sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Bölgedeki gelişmeler ve güç dengeleri, Kürt hareketlerinin bağımsız duruşunun önemini daha da artırmış bulunmaktadır. Türkiye, İran ve Irak’taki Kürt hareketleri arasında farklı düzeylerde ilişkiler vardır ve bölgede çıkacak büyük bir savaş, bu ülkelerin hepsinde ciddi siyasi sonuçlar yaratabilecektir. Kürt güçlerinin emperyalist planların bir parçası haline gelmesi, Kürt halkı açısından ağır sonuçlar doğuracaktır. 

Emperyalist güçler yıllardır bölgedeki etnik, mezhepsel ve siyasal çelişkileri kendi stratejik çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadır. Bu politikanın en fazla hedef aldığı kesim ise Kürt halkı olmuştur. Emperyalist güçler çoğu zaman Kürtlerin haklı taleplerini destekliyor görüntüsü vermiş ancak jeopolitik dengeler değiştiğinde Kürtleri yalnız bırakmakta tereddüt etmemiştir. Çünkü emperyalistler mazlum halkların özgürlük ve demokrasi talepleriyle değil, bölgedeki enerji kaynakları ve jeopolitik çıkarlarıyla ilgilenmektedir. Dolayısıyla Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik mücadelesinin emperyalist güçlerin projelerine bağlanması ve buna alet olunması, Kürt halkının meşru davasını lekeleyecektir. 

Tarihsel deneyimlerden çıkarılacak en önemli ders, Kürt halkının ve bölgedeki diğer ezilen halkların kaderinin, emperyalist güçlerin planlarına değil kendi öz güçlerine ve bölge halklarının kader birliğine dayanması gerektiğidir. Bölgedeki halkların gerçek özgürlüğü ancak halkların devrimci birlikteliğine dayanan anti-emperyalist bir mücadele ile mümkün olabilir. Ortadoğu’nun geleceği, emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerin kirli ve kanlı planlarıyla değil bölgenin işçi sınıfı ve emekçi halklarının ortak mücadelesiyle kazanılabilir.

“… Belirsizliklerle dolu bu istikrarsızlık ortamında Kürt halkı kendi gücüne dayandığı ve bölge halklarıyla devrimci kader birliği çizgisinden kopmadığı ölçüde süreçten en iyi kazanımlarla çıkmayı başarabilecektir. Emperyalizmin bölgeyi kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirme çabalarından yarar umduğu ve daha da kötüsü buna alet olduğu ölçüde ise bölge halklarıyla birlikte bunun acısını çekmek akıbetiyle yüz yüze kalacaktır.” (TKİP IV. Kongresi Bildirisi, Ekim 2012)