İçindekiler:

1 Temmuz 2024
Sayı: KB 2024/11

Sivas Katliamı'nın 31. yılı.
Bir kez daha halkı ve doğayı ölüme terk ettiler!
Düzen cephesinde "yumuşama" tartışması
Kayyım saldırısına geçit verme!
Yıkım "kararlı adımlarla" devam edecek!
Atanamamanın yeni adı akademi!
"Rezerv" demagojisiyle rant ve talan
Servet ve sefalet kutuplaşması derinleşiyor
"Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır!"
"Vergi" soygununa karşı mücadeleye!
Akkuyu NGS'de denetim insanlık dışı!
İşçi-emekçiler dört bir yanda direnişte!
Sınıf hareketi ve sınıf çalışmasının gündemleri
Soykırımcı İsrail rejiminin açmazları derinleşiyor
NATO yeni savaşlara hazırlanıyor
Emperyalist güçlerin "barış" arayışları
Emperyalist rekabetin Asya-Pasifik'teki yansımaları
Bolivya'da bir askeri darbe daha püskürtüldü
Bolivya'da başarısız darbenin ardından...
Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından.
Assange'ye "özgürlük" basın "özgürlüğüne" pranga
AfD Kongresi'ni yüz bin kirli protesto etti
Kenya'da vergi yasasına karşı eylemler
2023-2024 eğitim döneminin gösterdikleri
Göçmenlere dönük ırkçı saldırıların parçası olmayalım.
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

NATO yeni savaşlara hazırlanıyor

İ. Manuşyan

 

Emperyalist savaş makinesi NATO’nun Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in görev süresi doldu. Sekreterliğe yeni seçilen eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte’ye görevini devretmeden önce son turlarını atan Stoltenberg, ABD ziyareti sırasında emperyalist şeflerin yeni dönem politikalarına dair önemli mesajlar verdi. Giderayak yaptığı açıklamalarla emperyalistlere hizmette kusur göstermemeye çalışan Stoltenberg, elbette bir şahıs olarak çok önemli biri sayılmaz. Lakin NATO Genel Sekreteri sıfatı, emperyalist batı cephesinin önde gelen militarizm ve savaş sözcüsü demektir. Eski ABD başkanı Donald Trump’tan Türk sermaye devletinin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a kadar farklı çevrelerin “3. Dünya savaşı” üzerine konuştuğu bir dönemde NATO şefinin mesajları daha bir önem kazanıyor. Elbette onların dünya savaşı söylemiyle bizimki arasında büyük bir fark var; onlar hegemonya heveslerini, durumun getireceği “fırsatları” konuşurken bizlerse dünyanın karşı karşıya kalacağı yıkımları/riskleri, yaşanacak toplu insan kıyımını ve tahrip edilecek doğayı ifade ediyoruz. Zira, emperyalist paylaşım savaşının dünyaya yayılması durumunda, günümüzde gerçekleştirilen nice soykırım, katliam ve şiddet örneklerinin çok daha beteri yaşanacaktır.

Stoltenberg’in konuşmalarında ABD emperyalizmine tam biatin şifreleri de vardı. Ukrayna savaşından dolayı ABD’ye teşekkürlerini tekrarlayıp duran Stoltenberg, NATO’nun tasmasını kimin tuttuğunu da gösterdi. ABD emperyalizmi dünyaya savaş ihraç etmeye devam ederken, uşak yönetimler ABD meclislerinde konuşma yapmadan, onlardan onay almadan tek mermi sıkamıyor. Bundan dolayı Ukrayna›daki kukla Zelenski de ırkçı-siyonistlerin şefi Netanyahu da kongrede konuşmalar yaparak daha fazla silah ve saldırı icazeti için yalvarıyor. 

Bu yıkıcı savaşlarda üstlendiği rol dikkate alındığında, Stoltenberg’in konuşması yakın dönem için önemli mesajlar içeriyor. Görevi devrettikten bir süre sonra Stoltenberg unutulacak ancak onun bugün söylediği sözler yarının dünyasında yeni emperyalist savaşların seyri hakkında bir fikir vermeye devam edecek.

NATO üyeleri arasında gayrisafi yurt içi hasılasının %2’lik kısmını silahlanmaya harcayan ülkelerin sayısının 4 yıl öncesine göre iki kat arttığına dikkat çeken Stoltenberg, “Bu da Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın tüm müttefikleri korumak için ortak yük paylaşımına katkı sağladıklarını gösteriyor” dedi. Dönemin ABD şefi Donald Trump, üye ülkeleri yüzde 2 kotasını geçmedikleri takdirde NATO tarafından korumayacaklarını söyleyerek uyarmıştı. Zaman kanıtladı ki bu “bir delinin tehdidi” değil ABD emperyalizminin yeni dönem politikasını dile getiriyordu. Nitekim bugün hedeflenen sonuca daha yakınlar. NATO üyesi devletlerin çoğu silahlanma histerisine kapılmış durumdalar.

Silahlanma histerisinden memnun olan Stoltenberg, bunun ABD için önemli bir gelişme olduğunu, zira paranın önemli bir kısmının buraya akacağını pişkince söyledi. Ne de olsa dünya silah pazarında en büyük pay ABD’nin elinde bulunuyor. ABD’nin savaşlar için akıttığı milyar dolarlık “yardım” paketleri esasında silah tekellerine aktarılıyor. Ukrayna ve İsrail ABD silahlarını kullanırken diğer ülkeler de ABD’den silah almak için sırada bekliyor. Hollanda, Danimarka ellerindeki F-16’ları Ukrayna’ya hibe ederken yerine F-35 almak için anlaşmalar yapıyor. Savaş bütçelerindeki her artış bir tarafta yeni ölüm ve yıkımlar yaratırken öte yanda silah tekelerinin kasalarının daha çok dolup taşmasını sağlıyor. Doğru dürüst sağlık güvencesi bile olmayan ABD’li işçi ve emekçilerin vergileri bölgesel savaşların sürdürülmesine ve silah tekellerine akıtılıyor.

Stoltenberg’in, “silahlanmada %18’lik pay artışı” olmasını memnuniyetle ifade etmesi basit bir istatistiki veri değil. Bu, yakın geleceğe dair daha karanlık bir savaş atmosferi demektir. Zira silahların denenmesi ve çatışma alanlarında kullanılması, eski silahların elden çıkarılması adına savaşan ülkelere satılması ya da hibe edilmesi hem devam eden savaşları kızıştırıyor hem yeni çatışmalara davetiye çıkartıyor. Trump’ın diğer NATO üyelerini azarlayıp devlet bütçesinin %2’sini silahlanmaya ayırmaya zorlayan tehditleri geçmişte kalmış değil. Tersine, asıl bu şimdi karşılık bulmaya başladı. ABD’nin sadece bu yılki silah satışının 238 Milyar dolara ulaşması, silahlanma yarışındaki histerinin şiddeti hakkında fikir veriyor. ABD tekelerinin yanı sıra Fransız Rafael, Alman RheinMetall gibi silah şirketlerinin satışlarında da büyük bir artışlar oldu. Tarihte ThysenKrups gibi şirketlerin Nazilere destek vermesinden bugünlere sistemin işleyişinde özünde değişen bir şey yok. Onlar silah alacak parası varsa soykırım yapan faşist bir rejimi de destekler eski çağda kalmış gerici bir aşiret reisiyle de çalışırlar. Bundan dolayı Ukrayna’ya sadece savunma silahları değil Rusya’nın iç kentlerini vurabilecekleri silahları temin ediyorlar. İsrail’e misket bombası, Türk sermaye devletine de kimyasal bomba satıyorlar.

***

Emperyalistler cephesinde silahlanma sistematik bir ihtiyaçtır. Yıkımdan beslenen ve yok etmekte bir beis görmeyen bu ölüm ve sömürü sistemi için savaş hegemonya kurmanın ve kar elde etmenin temel araçlarından biri olmayı sürdürüyor. Ama onlar için sadece birer “pazar” ya da “hammadde yatağı” olan ülkelerdeki rekabet kızışıyor. Eskiden de süreklilik arz eden silahlanma daha çok tatbikat ya da vekalet savaşlarına kaynak aktarımı için gerekiyordu. Onun dışında stoklar yeterli görünüyordu. Ukrayna savaşı ve onu takip eden İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırım savaşı durumun değiştiğini gösteriyor. Hem savaşların ateşine benzin dökülmesi hem yeni savaşlara hazırlık politikası silahlara büyük bir talebin oluşmasını sağladı. ABD sevkiyatındaki gecikmeler Ukrayna’da Rusların ilerlemesini sağlarken, Gazze’deki saldırılara “taktiksel aralar” vermeye neden oldu. Keza diğer tarafta Rusya’da stoklarındaki erimeyi gördüğü için en eski bombaları kullanıyor, İran ve Kuzey Kore’den silah almaya ihtiyaç duyuyor. Ukrayna’da NATO ile savaşan Rusya da bu süreçte silahlanma bütçesini yüzde 7’ye çıkardı!

Kapitalist/emperyalist sistem her geçen gün daha kanlı savaşların yaşanması ihtimalini büyütüyor. Ortaya çıkan tablo gösteriyor ki, kitleler emperyalist saldırganlık ve savaşa karşı sokak direnişini büyütmezse bu gidişatın durdurulması mümkün değil. Gerçek barışın ancak sosyalizmde mümkün olacağını bilenler, bugün işçi ve emekçileri uyarmanın ötesine geçip Stoltenberg’lerin temsil ettiği savaş kundakçılarını durdurmak için sokağı örgütlemelidir. “Silaha değil eğitime, konuta, sağlığa, gıdaya, çevrenin korunmasına bütçe» vb. talepler günümüzde hem yakıcı hem gerçekçidir.